Ağustos Sıcağında Ofis: Öğleden Sonra Enerji Düşüşünün Beslenme Tarafı
Ağustosun ikinci yarısında şirketlerde konuştuğumuz konular birbirine benziyor. Sabah saatleri verimli geçiyor, öğle yemeğinden sonra ise ekranın karşısında bir ağırlık başlıyor. Toplantılarda dikkat dağılıyor, aynı e-postayı iki kez okumak gerekiyor. Bunu çoğu zaman uykusuzluğa ya da iş yüküne bağlıyoruz; oysa sıcak bir ayda, klimalı bir ofiste geçen bir günün kendine has bazı özellikleri var.
Bu yazıda ne bir diyet listesi ne de bir zindelik reçetesi bulacaksınız. Amacım, öğleden sonra yaşanan o düşüşün beslenmeyle ilgili tarafını, kurumsal bir ortamda gerçekten uygulanabilecek ölçüde ele almak.
Klimalı ofis, farkına varılmayan bir sıvı dengesi
Yaz aylarında sıvı kaybını genellikle dışarıda, güneşin altında geçirilen zamanla ilişkilendiriyoruz. Ofis çalışanının günü ise kapalı ve serin bir ortamda geçtiği için susama hissi belirgin olmayabiliyor. Terlemediğinizi düşündüğünüz bir ortamda su içme ihtiyacı kolayca akıldan çıkıyor; sabah doldurulan bardak öğleye kadar masada bekliyor.
Burada işe yarayan şey, hedef koymaktan çok görünürlük sağlamak. Suyun masada, göz hizasında ve dolu olması, gün içinde kaç kez uzandığınızı ciddi biçimde değiştiriyor. Toplantı odasına giderken bardağı yanına almak gibi küçük bir alışkanlık da aynı işi görüyor. Ne kadar sıvıya ihtiyaç duyduğunuz kilonuza, hareket düzeninize ve varsa sağlık durumunuza göre değiştiği için buraya bir rakam yazmıyorum; kişisel bir beslenme düzeni için bir diyetisyene danışmanızı öneririm.
Öğle yemeği, öğleden sonrayı büyük ölçüde belirliyor
Ofis çalışanının öğle arası çoğunlukla kısa. Yakındaki bir yerden hızlıca alınan, ağır ve büyük porsiyonlu bir öğün, masaya dönüldüğünde kendini hissettirebiliyor. Sıcak havalarda bu his daha da belirgin oluyor.
Pratikte şunu gözlemliyorum: öğünün içeriğinden çok, dengesi fark yaratıyor. Tabakta bir protein kaynağının bulunması, yanına sebzenin eklenmesi ve porsiyonun kişiyi masaya ağırlaşarak döndürmeyecek ölçüde tutulması, öğleden sonranın seyrini yumuşatabiliyor. Yaz aylarında daha hafif tercihler çoğu kişiye daha iyi geliyor, ama bu herkes için geçerli tek bir kural değil.
Öğünü tamamen atlamak da sık görülen bir çözüm arayışı. Yoğun bir günde "zaman kaybetmeyeyim" diyerek öğle yemeğini geçmek, çoğu zaman ikindi saatlerinde daha güçlü bir açlık ve daha hızlı, daha az düşünülmüş bir atıştırmayla sonuçlanıyor.
Kahve düşüşü ortadan kaldırmıyor, saatini kaydırıyor
Öğleden sonra gelen ağırlığa en yaygın cevap, bir kahve daha. Kahveyi hayatınızdan çıkarın demiyorum; birçok kişi için günün keyifli bir parçası. Ama art arda gelen fincanların çoğu zaman yaptığı şey, yorgunluk hissini bir-iki saat ötelemek oluyor. Geç saatlerde alınan kafein uyku düzenini etkileyebiliyor, ertesi günün sabahı da daha zor başlıyor. Böylece kendini besleyen bir döngü kuruluyor.
Kahveyi tamamen bırakmak yerine saatini gözden geçirmek çoğu kişiye daha gerçekçi geliyor. Öğleden sonranın geç saatlerinde bir bardak suyla ya da kısa bir yürüyüşle aynı molayı vermek, aynı ihtiyacı farklı bir yoldan karşılayabiliyor.
Masada olan ama üretemeyen saatler
Bu konu sadece bireysel bir konfor meselesi değil. İşe gelmiş, masasında oturan ama verimini ortaya koyamayan çalışanın maliyeti — literatürde "presenteeism" olarak geçiyor — Harvard Business Review ve CDC kaynaklarına göre devamsızlığın yaklaşık on katı. Yani şirketler için asıl kayıp, izin alınan günlerde değil, düşük verimle geçen o öğleden sonralarında birikiyor.
İK tarafında yapılabilecek şeyler çoğu zaman sanıldığından basit. Ortak alanda kolay ulaşılan bir su noktası, öğle molasının gerçekten kullanılabildiği bir kültür, toplantıların günün en ağır saatine yığılmaması. Bunlar bütçe kalemi olmayan ama günün ritmini değiştiren düzenlemeler.
Ağustosun geri kalanı için birkaç not
Yaz sonu, tatil dönüşleriyle tempo artışının üst üste bindiği bir dönem. Bu haftalarda işe yaradığını gördüğüm yaklaşım, her şeyi birden değiştirmeye çalışmamak:
- Suyu masada görünür tutmak ve toplantılara yanınızda götürmek.
- Öğle öğününü tamamen atlamak yerine, size ağır gelmeyecek bir denge aramak.
- İkindi kahvesinin saatini bir gözden geçirmek.
- Öğle molasında birkaç dakika da olsa masadan kalkmak, mümkünse gün ışığı görmek.
Bunlar hedef değil, denenecek küçük ayarlar. Birinin size iyi gelip diğerinin hiçbir şey değiştirmemesi son derece normal.
Son olarak şunu eklemek isterim: sürekli tekrarlayan yorgunluk, baş ağrısı ya da dikkat sorunları yalnızca yaz sıcağıyla ya da beslenme düzeniyle açıklanamayabilir. Şikâyetiniz sürüyorsa bir hekime danışmanız gerekir; bu yazıdaki hiçbir öneri tıbbi değerlendirmenin yerini tutmaz.
Şirketinizde bu tabloyu ekip düzeyinde konuşmak isterseniz, Fitnora'nın ücretsiz ihtiyaç analiziyle başlayabilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; teşhis veya tedavi yerine geçmez. Süregelen bir ağrınız ya da sağlık şikâyetiniz varsa lütfen bir hekime danışın.
Şirketinizde bir gün deneyelim mi?
Ofiste masaj ve egzersiz programımız için ücretsiz ihtiyaç analizi oluşturun.
Ücretsiz İhtiyaç Analizi